Dil Beynimizi ve Yaşamlarımızı Nasıl Etkiler?

dil beynimizi ve yaşamlarımızı nasıl etkiler

Dil beynimizi ve yaşamlarımızı nasıl etkiler? Günümüzde dil ve iletişim, tıpkı yeme-içme ihtiyacımız gibi bir ihtiyaçtır. Bilgi alışverişinde bulunmak ve karşımızdaki bireylerle ilişkiler kurmak gibi sebeplere dayalı olarak iletişim kurarız. Dilin beynimize ve günlük hayatımıza nasıl etki ettiği ve onları nasıl şekillendirdiği de haliyle merak konusudur.

Dil Beynimizi ve Yaşamlarımızı Nasıl Etkiler?

Hepimiz, deyimi yerindeyse, bir dil içerisinde doğarız ve içerisinde doğduğumuz dil bizim anadilimiz olur.  Yaşamımız boyunca, farklı kültürlerin ve deneyimlerin kilidini açma potansiyelini beraberinde getiren bir veya birden fazla dil öğreniriz.

Dil içerisinde kimlik, sözbilim (retorik) ve sanatı barındıran karmaşık bir konudur.  Yazar Jhumpa Lahiri bu konuyu şu şekilde belirtir:”Dil, kimlik, yer, ev; bunların hepsi bir parçadır. Sadece aidiyet ve ait olmamanın farklı unsurlarıdır”.

Burada ele alınması gereken konu, konuşma dilinin ilk ne zaman geliştirildiği, beynin dil merkezlerinin neler olduğu ve çok dilliğin zihinsel süreçlerimizi nasıl etkilediğidir.

dil ve beyin
dil ve beyin

İnsan Dilini Özel Yapan Şey Nedir?

Konuşma dilinin ilk ne zaman iletişim aracı olarak ortaya çıktığı ve insan dilinin hayvanların iletişim kurma biçimlerinden nasıl farklı olduğu her zaman merak konusu olmuştur. Birleşik Krallık’daki Reading Üniversitesi bu konuda insan dilinin benzersiz bir olgu olduğundan söz etmektedir. Hayvanların tehlikenin varlığını sezme, çiftleşme isteği veya yiyeceğin varlığını belirtmek için kullandıkları iletişim kodları bulunmaktadır. Bu tür iletişim kodları, insanların cümleleri söylerken kullandıkları resmi bir yapıdan yoksun olan “tekrar eden araçsal eylemlerdir”.

Prof. Mark Pagel insan dilinin iki ayırt edici özelliği olduğundan söz eder. Bunlar:

– Bileşimsel, yani konuşucuların düşüncelerini özneler, nesneler ve fiillerden oluşan cümlelerle ifade etmesine izin vermesi,

– Konuşmacıların bunu insanlar veya nesneler ve bunların yerleri veya eylemleri hakkında birbirleriyle belirli bilgileri değiş tokuş etmek için kullanmasıdır.

Dilin Kökeni ve Önemi

Homosapienler olarak, dili oluşturan karmaşık yapıları, ses mekanizmamızı ve kelime dağarcığı oluşturmak ve nasıl kullanılacağına kadar karmaşık ve iyi bir beyin yapısına sahibiz. Bu beyin yapısını ifade etmek için ise gerekli biyolojik araçlara sahibiz.

Dil en az, ilk insan atalarımız kadar eskidir. Modern insanın atalarının konuşma dilini ilk hangi noktada geliştirmeye başladığı belirsizdir. Ancak en azından Homo sapien öncüllerimizin yaklaşık 150.000-200.000 yıl önce ortaya çıktığını biliyoruz. Bu nedenle Prof. Pagel, karmaşık konuşmanın en az onun kadar eski olduğunu belirtiyor.

Aynı zamanda, konuşma diline sahip olmanın, atalarımızın doğal zorluklar karşısında hayatta kalmasına ve gelişmesine yardımcı olduğu bilgimiz de mevcuttur. Prof. Pagel bunu şu şekilde açıklar:” Karmaşık fikirleri iletme yetenekleri sayesinde insanlar kültürel düzeyde uyum sağlayabilir. Bilgiyi edinebilir. Çeşitli habitatlarda hayatta kalmak için gerekli araçları, barınakları, kıyafetleri ve diğer şeyleri üretebilir”. Ayrıca şunları ekler: “Dile sahip olan insanlar, nesiller boyunca ayrıntılı bilgileri iletmek için yüksek doğrulukta bir koda sahip oldular. Günlük yaşamlarımızda kullandığımız birçok şey, üretme için özel bilgi ve becerilere dayanmaktadır”.

Dil ve Beyin

Araştırmalar, beynin sol tarafından yer alan iki ana “dil merkezi” belirlemiştir. Bunlar, konuşma üretimini yönetmekle görevli Broca ve ana rolü konuşmanın kodunu çözmek, yani konuşulanları anlamak olan Wernicke alanıdır. Bir kişinin bu alanlarından birinin zarar görmesi halinde konuşma ve söylenilenleri anlama yetenekleri bozulacaktır.

Bunun yanı sıra, ek araştırmalar, birden fazla dil öğrenmenin beyin üzerinde ayrı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda geleneksel dil merkezlerinden ayrı olarak  belirli beyin alanlarının boyutunu ve faaliyetini artırdığını göstermektedir.

Bunun üzerine İsveç’deki Lund Üniversitesi tarafından araştırma ortaya koyulmuştur. Bu araştırmada, öğrencilerinin beyin kortekslerinin ve dış katmanlarının yanında hafıza ve yön bulmayla ilişkili bölge olan hipokampuslerinde büyüme yaşandığı bulunmuştur.

Söz konusu durum, dil öğreniminin beyin hücrelerinin yeni bağlantılar kurma potansiyelini artırdığını göstermektedir.

Bilingualism Beyindeki Etkileri Nelerdir?

Birçok çalışma, iki dilliliğin beyni Alzheimer ve Demansa (Bunama) karşı koruduğunu ortaya koymuştur. Birleşik Krallık’daki Edinburgh Üniversitesi ve Hindistan Haydarabad’daki Nizam Tıp Bilimleri Enstitüsü’nden bilim insanları bu konu üzerine bir çalışma yapmışlardır. Buna göre Alzheimer hastalığı, vasküler demans ve frontotemporal demansı olan bir grupla çalışmışlardır. İkinci bir dil konuşanlarda, demansın başlangıcının 4,5 yıl kadar geciktiği ortaya koyulmuştur. Söz konusu bulgular, iki dilliliğin, demans üzerinden şu an mevcut olan çalışmalardan daha güçlü bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.

Neuropsychologia dergisinde yayımlanan bir başka çalışma iki dilliğinin yaşa ilişkin bilişsel zayıflamaya (cognitive decline) karşı beyni koruyabileceğini ortaya koymuştur. Buna göre iki dil konuşmak beynin medial temporal loblarını geliştirmeye yardımcı olmaktadır. Söz konusu loblar kişinin yeni anılar oluşturmasında anahtar rol oynamaktadır. Aynı zamanda hem kortikal kalınlığı hem de büyük ölçüde nöronlardan oluşan gri maddenin yoğunluğunu artırmaktadır.

İki dilli olmak aynı zamanda beyni bilgiyi verimli bir şekilde kullanması adına eğitmektedir. Kanada’daki Université de Montréal‘den araştırmacılar “iki dilli kişilerin ilgili bilgileri seçme ve  dikkat dağıtacak bilgileri görmezden gelme konusunda uzman olduklarını” buldular.

Okeanos Tercüme

 

 

 

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir